“onu anlatmaya kelimeler yetmez.” cümlesindeki kelimeler çok anlamsızlaşıyorlar birbiri ardına dizildiklerinde. bu sıradan kalıbın da kullanılmaktan bıktığı ortada. hatta bu sıradanlığı eleştirerek yazılarına giriş yapan insanların garip endişeleri ve sıra dışılığı(!) bile sıradanlaştı. “yine o saçma sözler… kahretsin, ne de farklı bir adamım ben!” nidasıyla devam ettirme çabası da klişe olmaktan geri kalamadı. tabi ki de bunlarla kendisine prim yapmaya kalkışan umutsuz yazar sıfatını kendisine layık görmüş budala varlıkları da unutmamalı. oysa yaptıkları kıvrak birkaç kelime ile okuyucunun kafasını karıştırmaya çalışmaktan başka bir şey değildi.
dairesel bir boru etrafında tur atan, tur atarken de tüm kıvraklığını sergileyen bir su kütlesinden farksız şimdi yazan. kendi etrafında dönmekten başka bir şey yapamayan, yönü bozuk, keyfince akan bir su kütlesinden ne gibi bir beklentisi olabilir ki insanların. kendisinden hiçbir şey beklenmeyendir hiçbir şey olan.
anlatamayacağını anlayınca kaçan masalcı gibi kıvranır su. kanıtlamak istediği çok şey olmasına rağmen, beceremediğinden akar aptalca. gezdiği diyarları söylemek ister muhtemelen. kesinlik kazandırılmasına izin verilmesin diye de şeklini şemalini korumaz. o, çözülmek, anlam kazandırılmak istenildiğinde dağılıverir, korkar bir köpek gibi. kokusunun olmadığını iddia eder utanmadan. inandırır da garip ademoğullarını kendisine. kurulan düşük cümlelerin ardına sığınır, yap-boz gibi kafa karıştırır. attığı adımların izlerini taşıdığını öne sürer, heyhat bir kelime bile edemez.
o, kıvraktır, dansöz gibi. o, darmadağındır, yap-boz gibi. o, kesinliklerden arındırılmıştır mutlaka, kendisi gibi… anlatmayı beceremez ve hep kolayına kaçar, yazan gibi.
yazanla hiçbir sorunu olmadığını iddia eder, bilmez ki yazanın çare bulunamaz dertlerinin bir kısmını içinde taşır. aslında o dertleri en iyi anlatan odur da fark etmez –ki fark etse de anlatamaz- bunların hiçbirini.
yazan yazısının dağınıklığını, anlam karmaşasını konusuna bağlar. “su”dan alır öcünü. kendi beceriksizliğini suyun normal özelliklerine ilişkilendirir ve kurtulur.
anlatamayan, kıvrak, şekil değiştiren ve aptaldır su, yazan gibi.
fac.to.tum i. [Lat. fac totum, her şeyi yapan; fac, yapmak anlamındaki facere'den ve totum, her şey, bütün anlamındaki totus'tan] Bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi, kahya, ayakçı.
25 Kasım 2008 Salı
istem
-isteyecek neyin var ki daha?
-istemediğimiz her şeyi istemektir istediğim.
-kimse sana istek duyman için engel olmuyor ki.
-farkındayım ama attığın her adım, aldığın her nefes benim istek duymamı engelliyor.
-adımlarım ve nefes alışverişim sadece kendi isteklerimi dizginler, seninkilere karışmazlar.
-farkında değilsin, değil mi; hayatıma nasıl karıştığının, ona nasıl yön verdiğinin?
-farkına varamadıklarımdır mutluluk kaynağım.
-açıklar mısın bana, istemenin nesi kötüdür?
-kötü olduğunu iddia edemem.
-peki neden istemiyorsun?
-istemek bir zincirindir. zincirin ilk halkasıyla son halkası aynıdır.
-başladığında, bitirdiğin noktaya varmaktan mı korkuyorsun.
-korkmuyorum, nefret ediyorum.
-nefret ettiklerin listesini giderek kabartıyorsun.
-nefretimle var oluyorum.
-istemek neden başladığın noktada sonlanır?
-ilk isteyişi ikinci isteyiş takip eder. sanırım sana devamını söylememe gerek yoktur. ikinci üçüncüyü, üçüncü de dördüncüyü ister.
-istem duymak, daha fazla istem duymayı mı sağlar?
-evet.
-bunun nesi kötü ki?
-sonu olmayan her adımdan nefret ederim.
-o halde bu konuşmanın bir sonu olduğunu düşündüğün için konuşuyorsun?
-sonu olmayanı aramakla geçti birçoğunun ömrü.
-sen de arıyor musun?
-arayacak ne gücüm var ne de hevesim.
-ilk bakışta anlaşılıyor, yorgunluğun, bitkinliğin, bıkmışlığın... kaçıp gitmek derdindesin.
-inatçı bir yapım olmadı hiçbir zaman.
-işte bu yüzden istemiyorsun bence.
-istek duyacak kadar uzun bir ömrüm yok benim.
-bütün hayatını isteklerle harcamak zorunda değilsin ki. doyuma ulaşırsın belki.
-istemenin bir zincir olduğundan bahsetmiştim.
-zincirlerin kopabileceğini unutuyorsun.
-isteklerimiz, zincirlerimizi tamir edebilecek kadar kuvvetlidir.
-korkuyorsun.
-korkuyu unuttuğumda dört yaşımdaydım.
-kendini beğenmiş biri gibi konuşuyorsun.
-açık sözlülüğünü seviyorum.
-hayatta nefret etmediğin şeyler olduğunu duymak sevindirici.
-senden de nefret etmiyorum.
-ama nefret ettiğin taraflarım var?
-istemek gibi.
-birini ya seversin ya da sevmezsin.
-birinin bazı yanlarını seversin, bazı yanlarından nefret edersin, bazı yanlarını da dikkate almazsın.
-senin hiç kesin yargıların yok mudur?
-yoktur.
-kesin yargıları olan insanlardan nefret ediyor musun?
-kesin yargıları olan insanların kesin yargılar sergiledikleri anlarını seviyorum ben. o andaki davranışlarını izlemek bana kışkırtıcı bir zevk veriyor. çırpınışlarını görmek... sonunda kaybettiklerinde kendilerinden geçişlerini görebilmek için ayrılmıyorum yanlarından.
-nefret ettikçe sinirlenmiyor musun?
-aksine, izlemek beni mutlu ediyor. meydan okuyuşlarını, kendinden emin yapılarını, tuttuğunu koparan elleriyle uzanmaya çalıştıkları başarıları hayal ediyorum, seviyorum onları ben.
-seninkine tam ters yönde giden bir trene binmiş insanları seviyorsun.
-izlenmeye değerler.
-senin onların yanlarında olmana müsaade ediyorlar mı?
-çoğu zaman kışkırtıcı sorularıma katlanamazlar.
-kavga ettiğiniz oluyor mu?
-gayet de.
-nasıl?
-onları izlerim. ardından izlediklerimden edindiğim bilgileri onlara aktarırım. bu onları çileden çıkarır. söylediklerimi dinlemeden bana saldırmaya başlarlar. kendilerini savunurlar. her söylediğime karşı sanki yüzyıllar önceden hazırlanmış bir savunmaları vardır. dinlerim. zira bu da çok zevklidir.
-daha da mı sinirlenirler?
-evet, çileden çıkarlar.
-sonunda neler olur, çok merak ettim.
-kavga uzamaz, genelde beni bir daha görmek istemediklerini söylerler. keserler atarlar.
-sen hiç kesip atmaz mısın?
-hiç kesip atamadım ki.
-bıçakların yok mu?
-yok.
-nasıl yaşıyorsun.
-başkalarının kesmelerine izin veriyorum. çiçek alırken bile karara varamayan insanların, büyük durumlardaki restlerini izliyorum.
-çok eğleniyorsun sanırım?
-hayat keyif alınmayacak kadar kısa değil.
-sözlerin çok kısa ve soyut.
-anladığını bildiğim için uzatmıyorum.
-anlamadığını düşünseydin hala benimle konuşur muydun?
-emin ol, satırlar önce çeker giderdin kendiliğinden. çoğu gitmiştir bile.
-sabırlı bir insanım sanırım.
-sabır, istek duymama, susma. üç güzel bir rakam.
-hepsini gerçekleştirebiliyor musun?
-susmak zor.
-sustuğunuzda rahatlayacakmışsın gibi.
-sustuğumda kurtulacakmışım gibi.
-gidiyorum ben.
-ben hep buradayım.
-istemediğimiz her şeyi istemektir istediğim.
-kimse sana istek duyman için engel olmuyor ki.
-farkındayım ama attığın her adım, aldığın her nefes benim istek duymamı engelliyor.
-adımlarım ve nefes alışverişim sadece kendi isteklerimi dizginler, seninkilere karışmazlar.
-farkında değilsin, değil mi; hayatıma nasıl karıştığının, ona nasıl yön verdiğinin?
-farkına varamadıklarımdır mutluluk kaynağım.
-açıklar mısın bana, istemenin nesi kötüdür?
-kötü olduğunu iddia edemem.
-peki neden istemiyorsun?
-istemek bir zincirindir. zincirin ilk halkasıyla son halkası aynıdır.
-başladığında, bitirdiğin noktaya varmaktan mı korkuyorsun.
-korkmuyorum, nefret ediyorum.
-nefret ettiklerin listesini giderek kabartıyorsun.
-nefretimle var oluyorum.
-istemek neden başladığın noktada sonlanır?
-ilk isteyişi ikinci isteyiş takip eder. sanırım sana devamını söylememe gerek yoktur. ikinci üçüncüyü, üçüncü de dördüncüyü ister.
-istem duymak, daha fazla istem duymayı mı sağlar?
-evet.
-bunun nesi kötü ki?
-sonu olmayan her adımdan nefret ederim.
-o halde bu konuşmanın bir sonu olduğunu düşündüğün için konuşuyorsun?
-sonu olmayanı aramakla geçti birçoğunun ömrü.
-sen de arıyor musun?
-arayacak ne gücüm var ne de hevesim.
-ilk bakışta anlaşılıyor, yorgunluğun, bitkinliğin, bıkmışlığın... kaçıp gitmek derdindesin.
-inatçı bir yapım olmadı hiçbir zaman.
-işte bu yüzden istemiyorsun bence.
-istek duyacak kadar uzun bir ömrüm yok benim.
-bütün hayatını isteklerle harcamak zorunda değilsin ki. doyuma ulaşırsın belki.
-istemenin bir zincir olduğundan bahsetmiştim.
-zincirlerin kopabileceğini unutuyorsun.
-isteklerimiz, zincirlerimizi tamir edebilecek kadar kuvvetlidir.
-korkuyorsun.
-korkuyu unuttuğumda dört yaşımdaydım.
-kendini beğenmiş biri gibi konuşuyorsun.
-açık sözlülüğünü seviyorum.
-hayatta nefret etmediğin şeyler olduğunu duymak sevindirici.
-senden de nefret etmiyorum.
-ama nefret ettiğin taraflarım var?
-istemek gibi.
-birini ya seversin ya da sevmezsin.
-birinin bazı yanlarını seversin, bazı yanlarından nefret edersin, bazı yanlarını da dikkate almazsın.
-senin hiç kesin yargıların yok mudur?
-yoktur.
-kesin yargıları olan insanlardan nefret ediyor musun?
-kesin yargıları olan insanların kesin yargılar sergiledikleri anlarını seviyorum ben. o andaki davranışlarını izlemek bana kışkırtıcı bir zevk veriyor. çırpınışlarını görmek... sonunda kaybettiklerinde kendilerinden geçişlerini görebilmek için ayrılmıyorum yanlarından.
-nefret ettikçe sinirlenmiyor musun?
-aksine, izlemek beni mutlu ediyor. meydan okuyuşlarını, kendinden emin yapılarını, tuttuğunu koparan elleriyle uzanmaya çalıştıkları başarıları hayal ediyorum, seviyorum onları ben.
-seninkine tam ters yönde giden bir trene binmiş insanları seviyorsun.
-izlenmeye değerler.
-senin onların yanlarında olmana müsaade ediyorlar mı?
-çoğu zaman kışkırtıcı sorularıma katlanamazlar.
-kavga ettiğiniz oluyor mu?
-gayet de.
-nasıl?
-onları izlerim. ardından izlediklerimden edindiğim bilgileri onlara aktarırım. bu onları çileden çıkarır. söylediklerimi dinlemeden bana saldırmaya başlarlar. kendilerini savunurlar. her söylediğime karşı sanki yüzyıllar önceden hazırlanmış bir savunmaları vardır. dinlerim. zira bu da çok zevklidir.
-daha da mı sinirlenirler?
-evet, çileden çıkarlar.
-sonunda neler olur, çok merak ettim.
-kavga uzamaz, genelde beni bir daha görmek istemediklerini söylerler. keserler atarlar.
-sen hiç kesip atmaz mısın?
-hiç kesip atamadım ki.
-bıçakların yok mu?
-yok.
-nasıl yaşıyorsun.
-başkalarının kesmelerine izin veriyorum. çiçek alırken bile karara varamayan insanların, büyük durumlardaki restlerini izliyorum.
-çok eğleniyorsun sanırım?
-hayat keyif alınmayacak kadar kısa değil.
-sözlerin çok kısa ve soyut.
-anladığını bildiğim için uzatmıyorum.
-anlamadığını düşünseydin hala benimle konuşur muydun?
-emin ol, satırlar önce çeker giderdin kendiliğinden. çoğu gitmiştir bile.
-sabırlı bir insanım sanırım.
-sabır, istek duymama, susma. üç güzel bir rakam.
-hepsini gerçekleştirebiliyor musun?
-susmak zor.
-sustuğunuzda rahatlayacakmışsın gibi.
-sustuğumda kurtulacakmışım gibi.
-gidiyorum ben.
-ben hep buradayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)