20 Mart 2010 Cumartesi

deli

-yazmasam deli olacaktım.*
-iyi ya akıl hastanesine ziyarete gelirdik.
-nasıl bir hastane hayal ettin?
-içi bembeyaz bir hastane. her köşesi ayrı bir ton. biraz papatyadan, biraz buluttan, biraz da sütten almışlar tonları.
-…
-muhteşem pencereleri var. çam ağacından yapılma. tahta kuruları kıyamıyor kemirmeye. hayallere sığmayan bir kahverengiye boyanmışlar. çam kokuyor koridorlar.
-orman gibi.
-kapı tokmakları el işlemesi. altın yaldızlı. öyle sıradan işlemeler değil ha. binlerce yıldır aynı işi yapan tatlı bir dede yapmış hepsini. altı ay, gece gündüz dememiş, çalışmış.
-devam et.
-tüm odalarda sıra sıra çiçekler. gün ışığı korkuyor içeri sızmaya. titriyor, sanki birini incitecek. hepsi dünyanın farklı köşelerinden gelmekte. kırmızısı, yeşili, mavisi, sarısı…
-susma, konuş.
-banklar var koridorlarda. rahat mı rahat. koyu sohbetlere dalmış insanlara mekan olmuşlar.
-koyu sohbet mi? bu nasıl delilik?
-tam delilik!
-daha çok anlat.
-sakin insanları var. kendiliğinden kalkıp gelmiş onlarca insan. en delileri senden daha akıllı.
-…
-gülmeni protesto ediyorum.
-kabul edildi.
-mahcup bakışları var. yabancılara karşı utangaçlar. ziyaretçi sevmiyorlar. kırılgan ve acemi gençliklerinden geriye kalan tek şey “bi söyleyip bin gülmeleri”**
-…
-kırışan derileri, göz kapaklarını kapatmaya başlamış. ağladıklarında hala “ilk gözyaşlarını”** anımsıyorlar.
-…
-hüzünlenmeni protesto etmeyeceğim.
-özür dilerim.
-akşamları toplanıyorlar. piyanonun başına geçiyor en gençleri. kemanı alıyor eline öteki. şarkı söylüyorlar.

“ah kaldırımlar biliyor, bi devir muhteşemdik
güz güneşinden hüzünlü, ilk yazdan şendik”**

hala şenler. hüzünlü bir şenlik hayal et. sahnedekiler ağıt yakarak oynuyorlar. hüznü kutluyorlar.
-hüzün kutlanır mı?
-eskiye özlem duyan yaşlılardan bahsediyorum.
-bir an, anlama yeteneğimi kaybettim sandım.
-korkacak yaşta değilsin henüz.
-senden bir sene de fazlam var üstelik.
-ölüme bir sene daha yakınsın.
-devam etmeni öneriyorum.
-kabul edildi.
-diğer şarkıya geçiyorlar. sözler kadar müzikleri de okuyorlar. farklı her tını, hepsini aynı yere götürüyor. kımıldamadan yolculuğa çıkıyorlar. geçmişe gidiyorlar bazen. bazen de hayal etmiş oldukları geleceklerine. zor kımıldayan bir adam yanındaki kadının elini tutuyor.
-bu yaşta aşık olmak! muazzam!
-bu konuşmayı hemen şimdi bitirmeliyiz.
-yanlış bir yorum yaptığımı düşünüyorum. özür dilerim.
-kabul edildi.
-anladığını varsayıyorum.
-sanırım.
-sonra gözler sarılıyor birbirine. beraber düşünüyorlar, konuşmadan. anlamadığı ve anlatamadığı için küfürler savuran insanlara nispet yaparcasına, beraber çıkıyorlar bahsettiğim yolculuğa.
-…
-kulakları mest eden o müziğe kapılmış hepsi. sanki, o besteyi yapan adamı*** da alıyorlar o anda yanlarına. bir yandan da sözler dökülüyor dudaklarından.

“eğildi kederimden buğday başakları
matemim var söndürün ışıkları
kim yaşar böyle yasla aşkları
kim böyle durur ihanetlere karşı
kim döker bu kadar gözyaşı
yalancı, beni de aldattın
yalancı, beni de aldattın”****

-…
-içinden tekrarlamak işe yaramaz. bağırarak okumak gerekir.
-haklısın.
-ve iki şarkıda getiriyorlar gecenin sonunu.
-niçin sadece iki şarkı?
-dinlediğini hissetmek ister insan. onu yaşamak. tüm satırlarını ezberlemek. iki çok değil mi?
-sıkılmazlar mı hiç bundan?
-deliler sıkılmaz.
-böyle delilik olmaz!
-oturmanı tavsiye ediyorum.
-ben de daha açık konuşmanı.
-ayağa kalkarak konuşmanın söylediklerini haklı çıkarmayacağını fark etmene sevindim.
-orada olmayı isterdim.
-insan hep olduğu yerden kaçmak ister.
-burada da olamıyorum.
-ait olamama.
-buna ait olduğun şeylerin seni yorması desek?
-yoruldum.
-bitirelim öyleyse.
-iyi olur.

*haritada bir nokta, sait faik abasıyanık, 1952
**son sardunyalar, sezen aksu, 1995
***goran bregoviç
****kasım yağmurları, sezen aksu, 1997

0 yorum:

Yorum Gönder