9 Mart 2010 Salı

müebbet

sahip olduklarının kıymetini bilen insanların ortak özellikleridir, kazandıklarını zor elde etmeleri. hayal kurarken bile yer verilemeyenlere dokunmaktır gerçekten sahip olmak. bu sebeptendir ki aklının ucundan bile geçmeyenlere ulaşanlar dünyanın en mutlu insanlarıdır. kıymet bilirler. sinema olabilir bu, küçük bir çocuk için, fiyakalı bir dondurma, bir hamburger ya da otobüs yolculuğunda el sallayan insanlar… o kadar uzaktır ki onlar, istemekten bile kaçınır çocuk. çünkü bilir ki; onlardan birini istediği halde, özlem duyacak. yokluğunda hüzünlenecek. çocukça bir hüzün kaplayacak her yanını. bu sebepten, ulaşamayacağını istemez. o yokmuş gibi davranır. içinde bir yerlerde bir gün ona ulaşabileceğini düşünerek erteler özlemini.

işte bu yüzdendir ki ilk defa sahip olma anı unutulmaz. o zaman dilimi, hafızanın kral dairesinin ücretini hayatın sonuna kadar ödemiştir. burada hatırlanan ilk hamburgerin tadı, ilk izlenen film veya ilk yenen pahalı dondurma değildir. hatırlanan, o iki ekmek arasındaki köftenin yendiği mekan, içine koyulduğu poşet torba ve etraftaki şahıslardır. sinema perdesidir. sanki çok önemli bir şey değilmiş, her gün sinemaya geliyormuş gibi tavırlar içinde, ellerinde patlamış mısırlarla salona giren, kahkahalar patlatan insanlardır. mutlu insanlardır. mutlulukları, çocuğun mutluluğundan farklı olan insanlardır. o filmdir ki hatırlanmaz ne olduğu. zira izlenememiştir adam akıllı. perdenin büyüklüğü, ortamın karanlığı, koltukların rahatlığı düşünülürse kim filmi izler ki zaten. kim böyle büyüleyici bir olay varken filmi izlemeye cesaret edebilir ki!

yıllar sonra, otogarda bir otobüsün içinde olsa o çocuk, yanında, önünde, arkasında, önünde oturan ve çılgınlar gibi el sallayan insanları görür. sonra pencereden dışarı bakar. kalabalık bir grubun sanki tüm otobüsü uğurlarcasına karşılık verdiğini fark eder. ardından o da el sallar. dışarıda, sevdiklerine veda edenlerden hiçbirinin, salladığı ele karşılık vermeyeceğini bilir. güvendiği, kimsenin el sallayanları eşleştirmeye çalışmamasıdır. işte böyle durumlarda da, tatmin edilemeyen bir özlemin de olduğu söylenebilir.

çocuk, sinemaya, hamburgere, dondurmaya, tiyatroya, konserlere, pahalı sakızlara, bilgisayarlara, cep telefonlarına ve birçok şeye hep bir saygı besler. bir insan, sakıza saygı besler mi! besler.

ve bu çocuk, ilk sevdiği kıza duyduğu sevgi, saygı ve özlem nedeniyle suçlanacaksa eğer, en azından bir müebbeti hak eder.

*iş bu düşüncelerin bir kısmı ismi mühim olmayan bir adamla yapılan muhabbetlerden alıntıdır.

0 yorum:

Yorum Gönder