26 Temmuz 2007 Perşembe

sistem

...

-meydana gelen her olayın bir kaynağı olduğu apaçık bir gerçek. dünyadaki bütün olaylar birbirlerinin tekikleyicisi.

-fakat ilk olayı başlatanı ispatlayamıyorsunuz. eğer bütün olayların birbirlerinden bağımsız, sadece olmak için olduklarını kabul ederseniz bu sorun da çözülmüş olacak.

-fakat bu dünyadaki en kült bilimsel kabullerden birisidir, her şeyin bir sebebi ve sonucu vardır.

-elinizdeki tüm sonuçların tekrar sebepler doğuracağını söylüyorsunuz, peki bu döngü içindeki kırılmalar neler?

-kırılmalar bizlere engel olamadığımız olayları tattırıyor, örnekleyebiliriz: ölüm, deprem, sel, trafik kazaları, iş kazaları, matematikteki işlem hataları, bilgisayar programlarının hataları, arabanın lastiklerini indiren yoldaki çivinin oraya konumlanması vb. bunların hepsi normal döngü içerisinde yaşanan kırılmaların birer sonucu olarak çıkıyor karşımıza.

-bütün bunları birer kırılma olarak algılayarak hata yaptığımız çok açık. bana kalırsa bahsettiklerinin hepsi sistemin bir parçası. aslında sistemi meydana getirenler de iyi ve kötü olayların oluşturduğu bir birleşim.

-tam aksine sistem iyi olayların üzerine oturtulmuştur, diğerleri insanoğlunun elinde olmayan sebeplerden dolayı oluşmuş, hatalardır. tıpkı kalp krizi geçirmek gibi.

-insanların elinde olan durumlar ve elinde olmayan durumlar şeklinde bir ayrım yapamayacağımız kalp krizi örneği ile açık bir şekilde görülüyor aslında. kalp krizinin temel etmenleri arasında genetik yapı ve beslenme şekli yatar. genetik yapıyı insan dışı faktör olarak değerlendirelim, beslenme ise tamamen kendi kontrolünde olan bir şey. bu noktada nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?

-beslemenin de insan dışı bir etmen olduğunu düşünüyorum. aslına bakarsan insanın oturttuğu –iyilerden oluşan- sistem dahilinde yürüyen tüm olaylar iyidir. fakat insanın elinde olmayan tüm sebepler diğer etkilere yol açar. yani beslenme insanın kendisinin kontrol edebileceği bir olay değildir.

-kanındaki yağ oranı aşırı yüksek olan bir hastanın kırmızı et yemekten vazgeçemeyeceğini mi söylemek istiyorsunuz?

-tam olarak değil, vazgeçemeyen hasta değil, hastanın bilinçaltı. biz asıl problemin, yağ oranı yüksek olan besinlerden uzak durmayı beceremeyen hastanın bilinçaltında olduğunu düşünüyoruz. aslında hasta yıllarca et yemese bile, kendisinin içindeki bir başka insan her gün kilolarca et yiyor. sisteme darbeyi vuran da bu işte. sistemin gerekliliğni yerine getiren bir insan ve o insanı kontrol eden ama insan olmayan bir başkası var ortada. bu başkası da o insanın içinde olduğu için, biz sistem dahilinde ona herhangi bir etkide bulunamıyoruz.

-bu öngördüğünüz sistemin acizliği sanırım. eğer sistemin içinde insanı etten gerçekten uzak tutabilecek bir çözüm yoksa ona neden bu kadar bağlanıyorsunuz ki?

-sistem kontrolü elinde olmayan şeyleri yönetimine alabilmek için çalışıyor. biz de buna hizmet ediyoruz.

-eğer bahsettiğiniz sistemden farklı boyutlarda herhangi bir etmen veya etmenler varsa; bu, sistemin sistem olma durumunu sorgular. belki de bu sistemi ve onun kapsayamadığı şeyleri de içine alan daha büyük bir sistem var. bu sisteme de rastlantılar evreni diyebiliriz.

-hayatta rastlantıların var olmadığını her şeyin sisteme bağlı olduğunu ve bağlı olmayan şeylerin de sisteme bağlanmasının yakın olduğunu gördükçe buna inanmak çok zor.

-eğer sistemin bilinçaltını kontrol altına alamayacak kadar zayıf olduğu bir dünyada isek, bu sisteme kimsenin inanmasını bekleyemezsiniz.

-bilinçaltı belki hala tanımlanamadı ama bu hiçbir zaman tanımlanamayacak anlamına da gelmez.

-dibi olmayan bir kuyuya ipin ucuna bağladığınız kovayı indiriyorsunuz. unutulmaması gereken bir nokta daha var ki, ip bittiğinde kova sizi de aşağıya çekmeye başlayacaktır. bu kovanın bilinçaltı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. rastlantılar evrenine girişiniz de böyle başlayacak.

-bilinçaltına yenilmiş biri gibi konuşuyorsunuz?

-belki de bilinçaltım sizinle konuşuyor ve hatta belki de bizleri asıl yönetenler bilinçaltlarımız. iddia ettiğiniz sistemi kuran da siz değilsiniz bilinçaltınız. bence sisteminizdeki açıklar da bunlardan kaynaklanıyor. oysa ki rastlantılar evreninde bilinçaltının görevi bellidir. bilinmeyeni devam ettirmek. siz ise bilinmeyeni yok etmeye çalışıyorsunuz. rastlantıar evreni bilinmeyeni yok etmeye çalışmaz, sadece öprenmeye çalışır ve sadece buna izin verir. ardından yeni bir bilinmeyen doğmasını ister. çünkü hayatın akışı buna bağlıdır ve siz asla depremleri, kazaları, işlem hatalarını yok edemeyeceksiniz. zira rastlantılar evreninde her sistem yok olmaya giden bir yolun yolcusudur.

...

0 yorum:

Yorum Gönder