açıklanması gereken birkaç kavram var, nereden başlayacağını bilemeyen her insan gibi; “nereden başlasam bilemiyorum” demek en kolay ve en sıradan başlangıç olacak. sıradanlık ve kolaylık insanlar tarafından sözde reddedilen fakat pratikte vazgeçilmeyen uygulanış biçimleridir. ilginç olma adına, şimdiye kadar süregelmişliği kabul etmemek aşırı dercede bayağı bir harekettir. ama bayağılık sözde kaldığı için dikkat çekmez, acıtmaz. bazı anlar gelir ki herkes sıradanlığı bırakmış farklılığın peşinde, işte bu anda da sıradanlık ilginç olmanın diğer adı oluverir. oluverecek kadar da kaygısız, rahat ve soğuk kanlıdır sıradanlık. kabul etmesi zor, uygulaması kolaydır aynı zamanda. örneğin “aynı zamanda” kalıbı da çok sıradandır, sonunu getirilemeyen cümlelerde kullanılır, açıkları örter bir bakıma. biraz da sofistike bir ifade gibi geliyor bana. aynı zamanda yazıya anlaşılmazlık katmanın bir başka yoludur bu kalıp. anlaşılamayana hayranlık duyan insanoğlunu kandırmanın en kolay yoludur garip kelimeler kullanmak. kavramlar belirli bir akıntıda yol alırken onu destekleyen kelime grupları yazının en can sıkıcı kısmı olarak kalır. işte ben de bu can sıkan kısımları yazmaya ve okumaya bayılıyorum. anlatmak istediklerini kelimelerin binlerce anlamına yükleyip ne dediği belli olmayan şairlere hayranım mesela. okuyan kendine göre yorumlamalı, ben saçmalamışsam anlamlı ifadeler yaratıp “”ooo harika yazmış diyebilmeli”. sonra bana bunları anlatıp bana “lan ben neler yazmışım” dedirtmeli. hayal dünyasında yarattığı oyuncakları paylaşmalı. oyuncaklarını paylaşmayan bir çocuk olarak ben yazdıklarımı nasıl paylaştığıma şaşıyorum. yazdıkarım eksik sanırım. hayal dünyamı yazdığımı hiç hatırlamıyorum mesela. kendime sakladığım abuk sabuk şeyleri başkasına sunarken değiştirip satıyorum, şimdi yaptığım gibi…
insanlar kavramları çok sıradan oludukları için açıklama ihtiyacı gütmez. dağda gezen çobana dinamiğin temel yasalarını sormamla, yoldan geçen bir insana kırmızının anlamını sormam arasında bir fark yoktur, olmayacak da… kırmızı nedir sorusunu 3 seneden bu yana düşünen bir insan olarak, kendimi örnek göstermekten gocunmuyorum. deneylerinde kendilerini kobay olarak kullanan bilimadamı havasına kapıldım. şahsımı uzaktan izleme cesaretine sahip olduğum andan itibaren bu havayı soluyorum. ben de eline kalem alan her insan gibi kendimi yazıyorum. çıkmaz sokak gibi her şeyin ucu bastırılmış duygular, ego ve bilinçaltından çıkıyor benim için…
kırmızı: sigaranın ucunda nazlı nazlı kalça oynatan genç bir kız.
rüzgar: sigarayı yakamamanız için çakmağa savaş açan ya da sigaranın çabucak bitmesi için elinden geleni yapan iyi bir dost.
ışık: sigaranın dumanını şekilden şekle sokan bir büyücü. bazen bir kadın vücudu yaratıyor, bazen de soğan halkası, dedim ya büyücü işte.
demir: vücudunuzu üşüten, etinizdeki tüm ısıyı içine çeken, sonucunda da ısınmak için sigarayı daha hızlı çekmenizi sağlayan, ruhsuz…
hava: sadelikten en ama en uzak şey. evet sadece şey.
“bu yazı da çok sıradan oldu” şeklinde bitirmek isterdim ama şimdi çok farklıyım imajını yaratmak daha çok hoşuma gitti. insanlar farklılığı sevip, sıradanlığı tercih ettiler. farklılık bir imaj olarak kaldı. farklıyım derim şimdi, bu yazı da farklı olur hemencecik ama tabuları seviyorum yıkmak için niye çaba harcayayım ki? yok yok çok sıradan oldu bu son da…
"oyuncaklarını paylaşmayan bir çocuk olarak ben yazdıklarımı nasıl paylaştığıma şaşıyorum. yazdıkarım eksik sanırım."
YanıtlaSilhep bir sürü laf kalabalığının ardına sığınıyoruz,yeter ki bizi anlamasın karşımızdakiler,anlatayım kendimi ama biraz! yazından alınmış cümleler,ne kadar doğru aldım bilmiyorum,ama aklıma ilk gelen şey şudur ki " ya oyuncakların yarımsa?"
oyuncaklarım yarımsa veya eksikse, anlattıklarım tamdır. ancak bu iyi bir senaryo değil, zira oyuncaklarımın yarım olması kandırıldığıma ispat olabilir.
YanıtlaSil