17 Mart 2007 Cumartesi

demir

“kaldığı yerden devam etmek” lafını ne kadar sevmesem de kullanacağım. eğer ki istemeden yaptığımız her şeyden vazgeçseydik, yaşayamazdık. bükemediği eli öpmek isteyen kaç kişi vardır bilemiyorum ama ben öpmek istemem. neden istemediğim hakkında en ufak bir fikrim yok ama sevmiyorum. öpmüyorum da bükemediğim elleri. ama büktüğüm elleri öpmemde bir sakınca görmüyorum, her zaman olmasa da öperim genelde. zaten eller öpülmek için yaratılmıştır. her bir kıvrımını yaratmak saatler almıştır eminim. ne kadar da narin ve acımasızdır eller. acımasız olanlarını zaten bükmek imkansızdır, kendinizi istediğiniz kadar zorlayabilirsiniz, çabalarınız boşunadır, akıttığınız her bir ter damlası kızgın demirin üzerine düşüp buharlaşıp uçar gider, emekleriniz gibi. o denli serttir ki demir, karşı koyulmaz bir istekle saldırır insan onu bükebilmek için. insan denen varlık zor olanı yapmayı, inatları kırmayı çok sevdiğinden, demiri de bükmek için epeyce uğraşmıştır. ama o kuvvetli, o büyük, o yüce… o kadar yüce ki, insanlar bazen bükemedikleri eli öpüp, demire saygı duymuşlardır. aynı insanlar “demir leydi” diye bir lakap bile yaratmıştır. demirin gücünü kabullenerek, onu çok sert bir insana yakıştırmışlardır. insanoğlu demiri, sevgilisini öper gibi öpmüş. hep kazanmaya itiraz edişim biraz da ademoğluna itirazımdan kaynaklanıyor. kazanmanın verdiği hazzı, kaybetmekte bulamayan şahsın, kazanmasının bir önemi olmadığını bilirim ben. kaybetmenin inanılmaz zevkini tatmayanların da çok şey kaybettiklerini bilirim. bu noktaya herkes hayatında en az olsun bir kez kaybetmiştir şeklinde bir itiraz edilebilir belki. bense itirazlarınıza cevaplar bulmaktansa yeni sorular oluşturmayı tercih ediyorum. ya kaybetmek dediğimiz aslında kazanmaksa? kazanmak veya kaybetmek sadece birer yanlış tasvirse? sorular arttıkça demirin kuvveti de artacaktır elbet. bilinmeyenin güçlü olduğunu kabul etmek zor olmasa gerek. zaten, korku da bilinmeyenden doğar. istisnalar olduğunu bilmeyecek kadar az düşünmedim, biliyorum. bu yüzdendir ki soruların korku değil, ferah olduğu yönünde derin inançlarım var. aynı türden inançlara ve inatlara insanlar da sahip olmalı ki, demiri bükmek için ellerinden geleni yapmışlar. hep yaptıklarını yapıp, yine bir şeyleri yenebilmek için başka şeyleri kullanmışlar. demire söz geçirebilmek için ısıdan faydalanmayı yol bellemişler. kazanınca da farklı hedefler yönelip daha fazlasını istemişler. açgözlü oluşlarına başarı diyerek öğünmüşler. demir ki hiç sesini çıkarmadı ve kabullendi. ne yapılırsa yapılsın itiraz etmedi. peygamber sabrına sahip sanırım, evlerimizi ayakta tuttu, yollarımıza döşendi. parmaklık oldu, özgürlükleri kısıtladı. hapsetme demirin bir öç alma girişimi gibi gözükse de, bu olayın onun suçu olmadığı kuşkusuz. onu parmaklık haline getirip içine insanları koyanlar yine insanlar. eğer insanlardan nefret etmek isterseniz sonsuz tane sebep bulabilirsiniz, saçmalamak herkesin hakkı. ama demir suçsuz, demir masum oldu her zaman. havadan bile tokat yemesine rağmen, konuşmadı. tek yaptığı üzüntüden rengini değiştirmekti. biz insanlar demirin üzüntüsüne bile bir kulp taktık. demirin oksitlenmesi dedik bu olaya. halbuki o ağlıyordu, bizler yeni bir şey bulmanın sevincini yaşarken. doyumsuz olduğumuzu ispatlamak için milyonlarca yol denedik adeta. bunlardan birisi de onun rengini değiştirmek oldu. üzerine yenisini koyup içini düzelttiğini sananlar demiri boyadılar. demir insanların inanılmaz eziyetlerine dayanan bir sabır taşıdır. o kadar güçlü olmasını hazmedemeyen insanoğluna en etkili silahını kullanarak cevap vermiştir. bu silah susmaktır. düşmanı kahreden kusursuz bir silah. demir akıllıdır. bizim akılsızlığımız kadar akla sahiptir. işte bu noktada yenilgiyi kabullenip, çekilmek lazım. o kazandı biz kaybettik…

0 yorum:

Yorum Gönder