3 Ekim 2006 Salı

acı

çok zor olduğunu biliyorum onun hakkında yazmanın. içinde bulunduğum ruh halini bir daha yakalayamayacağım, klasik girişlerden nefret etsem de, klasik başladım görüyorsun işte. zihnimin meşguliyetini, kafamın karışıklığını daha iyi anlatamazdım. istemediğim satırları yazmam da şu anlarımdan hatıralar olarak kalsınlar. sana anlattıklarım yeterli. şimdi herkese anlatmam gerekli, hoşça kal…
başında söyledim acı hakkında yazmak şimdiye kadar kendimi en çok zorladığım anları yaşatacak bana. acının tanımını yapmaya çalıştım, yolda kaldım defalarca. anlatılamayacak olanı anlatmaya çalışmak insanı acıdan kıvrandırıyor. acıyı anlatmasam da yaşadıklarımı anlatsam acının tanımını yapmış olurum. şimdi acıyı dar kalıplara oturtmaya çalışalım. acı çekmek, her insanın kaderinde bulununan kaçınılması zor olan bir şey kuşkusuz. bu dönemler geldiğinde ise insan acıyı nasıl yaşayacağını merak etmeli. hiçbir kimse mutluluk içindeyken bir gün acı çekersem nasıl bir acı olur diye düşünmez. bunu düşünmeye başlamak acı çekmeye başlamaktır birnevi. bu yüzden hiçbir zaman kurtulamıyorsunuz acı çekmekten. fiziksel acıların insandaki kıvrandırma kabiliyetini çok iyi biliyorum. elimize iğne batsa bile “acıdı!” şeklinde bir tepki veriyoruz. diğer büyük fiziksel acıları düşünmüyorum bile. gelelim ruhun hapsolduğu bedende çekmek zorunda kaldığı bitmek bilmez acılara. belli başlı nedenleri vardır ruhun sürgünlere gönderilmesinin. bunlardan en güzeli sevgili; en acımasızı ve en çok koyanı dost; en çok seveni anne; acısıdır. bu insanların yaşattıkları acılardan bahsetmeye çalışıyorum. kalbe her biri ayrı bir çivi çakarlar. çaktıkları çivilerin zarar verdiği hiç görülmemiştir. insan sevdi diye, güvendi diye zarar görür mü? hayır. zira asıl acı bu çivilerin çıkartılmasında yaşanacaktır. koyup gidenlere, unutup gidenlere, umursamayıp gidenlere, gitmeyip de umursamayanlara, geri verirsin çivilerini. çivileri çakışları değildi zaten problem; sökmeleriydi. çivi çiviyi söker diyenlere en güzel cevabın sağ lobuyla gülmektir. acıyı tatmak, acıyı öğrenmek bu kadar basit işte. ne gördüm ki hayatta diye düşündükçe “yaşadıklarım yaşayacaklarımın aynası olmasın” şeklinde dua etmekten başka çare kalmaz. yani acı sonsuz bir kavramsa ve siz de sonsuzsanız ne bir balkon ne de bir yangın çıkışı bulabilirsiniz. “acıyla yaşmayı öğrenmek” cümlesiyle özetleniyor sanırım anlattıklarım, anlatmak istediklerim.

0 yorum:

Yorum Gönder