6 Kasım 2007 Salı

10. uluslararası istanbul bienali

anlatabilme isteğini tatmin etmek için elinden geleni ardına koymuyor insanoğlu. içinde dolaşan bin bir düşünceyi dünyaya akıtabilmek için çırpınıyor adeta. kendisini ifade etmenin inanılmaz hazzını tadabilmek için onlarca yol buluyor. insan, anlatmayı seviyor çünkü sonuca ulaşmak için anlatmak gerekli. ardından diyor ki: “çözmektense o karmaşıklığın içinde yüzmek daha zevkli.” bu yüzden başlıyor, karmakarışık sorulara çözüm bulmak yerine çözüme giden yolu ağırlaştırmaya. bir süre sonra amaç sorunu çözmek değil, sorunu ifade etmek oluyor. gideceği yere varmaktansa giderken yaşadıklarının keyfini çıkarıyor ademoğlu. hafifçe kendisini geriye çekip baktığında gördüklerinden büyüleniyor. gerçek tam da ortada. her şeyi çözmek asla amaç olamaz! yapılacak tek şey çözüme giden yolda hayatın tadını yaşamak.
başlıyoruz sonunda üretmeye. küçük şeyler ilk önce. ateşi kullanmayı öğreniyoruz, tekerleği icat ediyoruz, belki çok da önemli değil ama yazıyı buluyoruz... unutmadan, bir yerlerde, bir zamanda düşünmeyi buluyoruz. düşündükçe ruhumuzu paylaşma arzumuz tırmanıyor. tırmandıkça yöntemlerimiz artıyor: resim çiziyoruz, yazıyoruz, konuşup; kolayına kaçıyoruz(!) o kadar çok insan var ki, bu yöntemlerimiz yetmiyor bize. aykırılıklar başlıyor. farklılıklar ortaya çıkıyor. Aynı konu üzerinde milyonlarca görüş beliriyor. bu görüşleri ifade etme şekli de değişiyor. varmak istediğim noktaya gelebilmek için bu kadar uzun bir girişte inat etmemin tam da sebebi burada ortaya çıkıyor. bu 10. Uluslararası İstanbul Bienali’yle sınırlandırılamayacak kadar genel belki fakat içeri girdiğim ilk anda düşündüğüm buydu. oradaki eserlere ilk baktığımda düşündüğüm şey bu insanların bir derdi olduğuydu. hepsinin ayrı ayrı dertleri vardı ve benim ilk bakışta onları anlamam olanaksızdı. ilk başta açıklamalarını okumadan yorumlarda bulundum. orada bulunan herkesin, o eserler hakkında farklı görüşleri vardı eminim. sanki birisi içindekileri –yazının başında bahsettiğim- farklı yollardan, dışarı aktarmış. bunlara farklı yorumlar getiren onlarca insan da o düşünceleri daha da karmaşıklaştırmış. ortaya çıkan karmaşa ve ilginç fikirler de bu dünyanın dönmesine yardımcı olmuş. insanlar düşünmeyi bıraktıklarında dünyanın da dönmeyi bırakacağını düşünüyorum. sanki dünyanın dönme amacı insanların birbirlerini bir şeyler anlatması ve birbirlerini dinlemesi gibi. bienalde bir araya gelen ve ortak bir konu üzerinde çalışan insanların düşüncelerini farkı yöntemlerle aktardığı bu kısa zaman diliminde, kendisine birçok sonuç çıkaran birçok mutlu insan olduğunu da düşünüyorum. farklı olanı görmek bazen farklı olana alışmakla sonuçlanır. farklıyı bile sıradan hale getirir insanoğlu. farklılıkları sürekli değiştirmeye çalışmaktan başka bir çözüm de yoktur ortada.
bienalden en çok zevk alan insanlar orada eserleri izlenilen sanatçılardı, bundan eminim. inanılmaz bir duygu olsa gerek, siz harmanladıklarınızı ortaya koyuyorsunuz ve ona bakanlar akıllarından onlarca fikir geçiriyorlar. belki sizinkinden çok farklı şeyleri, belki de sizin anlattığınızın tam da tersini anlıyorlar. sanırım en keyifli yanı da bu: kimsenin düşünmediğini düşünmek, başkasının düşüncelerinden sonuçlar çıkarıp; daha fazla düşünmek...

0 yorum:

Yorum Gönder